ana sayfa > Çeşitli > Violet Jessop’un Laneti

Violet Jessop’un Laneti

Cumartesi, 16 Oca 2010 Soner Gönül yorum ekle yorumlara git

titanic

Titanic. Titanic. Titanic.
Bu gemiye dair her şey büyük. Büyük gemi. Büyük felaket. Büyük enkaz. Büyük film. Sizi     yaşananların     detaylarıyla     sıkmayacağım.     Eminim     birçok     kez duymuşsunuzdur.  Ayrıca,  ben  burada  batmayan  Violet  Jessop’tan  bahsetmek istiyorum.

 

Ne  düşündüğünüzü  biliyorum.  Batmayan  Molly  Brown,  değil  miydi  o?  Elbette ama  siz  başka  bir  hikayeden  bahsediyorsunuz.  Molly  tek  bir  deniz  kazasından kurtuldu. Violet Jessop ise, her nasılsa, üç!

Önce,   Violet’in   yaşam   öyküsüne   bakalım   ve   bu   felaketlerden   nasıl   zarar gördüğünü öğrenelim.

 

Violet, 2 Ekim 1887′de, ailesi Dublin’den Arjantin’e göç ettikten kısa süre sonra doğmuştu.  On  sekiz  yaşına  geldiğinde  babası  öldü  ve  annesi  de  tası  tarağı toplayıp Avrupa’ya geri dönmeye karar verdi. Violet,  yirmi  bir  yaşına  geldiğinde,  hangi  mesleği  seçmek  istediğine  karar vermişti.  Hostes  olmak  istiyordu.  Hayır,  bir  uçak  hostesi  değil;  büyük  bir geminin  kamarotu.  Kamarot,  zengin  insanların  kaprisleriyle  uğraşan  kamara hizmetçileri için uydurulmuş şık bir isimdi. îlk yolculuğu, 28 Ekim 1908′de denize açılan Royal Mail’in Ormoco’sunda başladı. 28 Eylül 1910′da, White Star Hattı’na geçti ve Majestic adlı gemiye bindi.

White  Star,  sermayedar  J.P.  Morgan’ın  büyük  mali  yardımı  sonucunda,  tüm zamanların en büyük gemilerini inşa etme projesine başlamıştı. Üç tane kardeş gemi yapılacaktı: Olympic, Titanic ve Gigantic. En büyük gemiler için, en iyi ekibe ihtiyaç vardı. Şirketin hatlarında çalışan her gemiden en iyiler özenle seçildi. Violet Jessop seçilmiş olanlardan biriydi. Genç, çalışkan ve çekiciydi. Denize açılan ilk gemi Olympic  oldu. O zamana kadar îngiliz bayrağını taşımış en  büyük  ve  en  iyi  gemiydi.  Violet  Jessop  da  birinci  sınıf  bölümünde  kamarot olarak görev yapıyordu.

Olympic’in  ilk  seferleri  olaysız  geçti.  Ancak,  beşinci  yolculuk  aynı  ölçüde  şanslı değildi. 20 Eylül 1911′de, Kaptan E.J. Smith’in (evet, battığında Tîtanic’i  komuta eden  aynı  kaptan)  yönetimi  altındaki Olympic,  küçük  İngiliz  kruvazörü  HMS Hawke  ile  çarpıştı.  Hawke,  Olympic’in  omurgasına  doğru,  su  düzeyinin  altında on  iki  metre  uzunluğunda  derin  bir  yarık  açtı.  Her  iki  gemi  güçlükle  limana ulaştı. Olympic’in  acil  tamiratı  sebebiyle, Titanic’in  tamamlanması yaklaşık bir ay gecikti. Eee? Ne olmuş ki, diyebilirsiniz. Ama öykümüz daha bitmedi. Okumaya devam
edin…

White  Star’ın  kıymetli  bir  çalışanı  olan  Violet,  yeni  denize  açılan  Titanic’e transfer edildi. Bu gemide başına neler geleceğini hepimiz biliyoruz sanırım. Evet,  Titanic  15  Nisan  1912  tarihinde  Kuzey  Atlantik’in  dibini  boyladığında, Violet de bahtsız gemideydi. Titanic  heybetli buzdağına çarpıp okyanusun dibine doğru inişine başladığında, odasında kitap okuyor ve uyukluyordu. Görevlilerden biri olduğu için, tüm yolcular tahliye edilene kadar cankurtaran sandallarından birine binmeyi düşünmüyordu. Birkaç kilometre ötede başka bir geminin (büyük ihtimalle,  motoru  ve  telsizi  kapalı  duran Californian)  ışıkları  gözüküyordu  ve herkes bu geminin gelip kendilerini kurtarmasını bekliyordu.

Görevliler,   dil   sorunu   sebebiyle,   göçmen   kadınları   sandallara   bindirmekte zorlanıyorlardı. Bir görevli, diğer kadınlara örnek oluşturması için cankurtaran sandallarından  birine  binmesini  istediğinde,  Violet  arka  tarafta  bekliyordu. Violet sandala bindi, kucağına bir bebek verildi ve diğerleri de onu izledi. Sandal suya  indirildi.  Violet,  geride  bıraktıkları  insanların  büyük  ihtimalle  öldüklerini ancak ertesi gün Atlantik’in ortasında beklerlerken anladı. Violet’in   cankurtaran   sandalı,   kurtarma   çalışmalarına   yardım   etmek   için Akdeniz  güzergahından  dönen  Carpathia  tarafından  kurtarılan  son  sandaldı. Carpathia, kurtulanlar ve cesetlerle birlikte New York’a döndü. Violet kimseyle konuşmama kararı aldı ve ilk gemiyle İngiltere’ye dönmeyi bekledi. Titanic’in  batışının  ardından,  Olympic  de  altı  ay  sürecek  düzenlemeler  için limana   geri   çekildi.   Bazı   yapısal   değişiklikler   yapıldı   ve   cankurtaran sandallarının      sayısı      artırıldı.      Geminin      yeniden      elden      geçirilmesi tamamlandığında,  Violet  yeniden  görev  aldığı Olympic”te  denize  açıldı.  Birinci Dünya   Savaşı   patlak   verene   dek   gemide   kaldı.   Savaşta   faydalı   olmak istediğinden, hemşire olarak Gönüllü Yardım Müfrezesi’ne katıldı.

Bu  sırada,  büyük  kardeş  gemilerden  üçüncüsü  olan  Gigantic  için  (Allah’tan sadece  üç  tane  yapıldı)  çalışmalar  başlamıştı. Gigantic  ismi  çok  fazla Titanic’i çağrıştırdığından,  isim  Brittanic   olarak  değiştirildi.  Daha  sonra,  13  Kasım 1915′te, Brittanic’e  resmen el koyan İngiliz Deniz Kuvvetleri Komutanlığı gemiyi bir  yüzer  hastane  olarak  tamamladı.  Gemi  ilk  yolculuğuna  23  Aralık  1915 tarihinde başladı. 21  Kasım  1916′da  Napoli’den  yola  çıkan  Brittanic,  altıncı  yolculuğuna  Ege Denizi’nde başladı. Ve  bilin  bakalım  ne  oldu?  Violet  Jessop  da  hemşire  olarak  gemide  görevliydi. Yeni bir trajedinin yaklaşmakta olduğunu düşünüyorsanız, kesinlikle haklısınız. Violet,  yemek  salonunda  hasta  bir  kadına  kahvaltısını  hazırlarken,  kulakları sağır eden, boğuk bir ses duydu ve geminin sarsıldığını hissetti. Gemi bir Alman mayınına çarpmıştı ve batmaya başladı.

Herkes cankurtaran sandallarına! Kamarasına  dönen  Violet,  en  değerli  eşyalarını  önlüğünün  ceplerine  doldurdu. Sonra da dört numaralı cankurtaran sandalına bindi. Geminin kaptanı, son bir çabayla daha sığ sulara ulaşmak için motorları yeniden çalıştırdı.  Kaptanın  farkında  olmadığı  şey,  cankurtaran  sandallarının  o  sırada indirilmekte olduğuydu. Motorlar çalışınca oluşan girdap sandalları Brittanic’in devasa  pervanelerine  doğru  çekti.  En  usta  kürekçi  bile  böylesine  güçlü  bir akıntıyla başa çıkamazdı. İçinde bulunduğu sandalın suya inmesinden birkaç dakika sonra, Violet herkesin
denize  atlamakta  olduğunu  fark  etti.  Arkasını  dönünce,  devasa  pervanelerin önlerine çıkan her şeyi parçaladıklarını gördü. Violet’in de atlamaktan başka şansı yoktu. Ancak, ne yazık ki, yüzme bilmiyordu. Ayrıca, paltosunu cankurtaran yeleğinin altına giymek gibi bir hata yapmıştı. Bu yüzden, suyla dolduğunda paltosunu çıkarmayı başaramadı.

Suya daldı. (Violet’ten bahsediyorum.) Ancak batmayan vücudu yavaşça yüzeye çıktı. Küüüt! Violet’in kafası sert bir şeye, muhtemelen sandalın kıçına çarpmıştı. Sonra ikinci kez çarptı ve üçüncü kez. Violet  kurtulabilecek  miydi?  Hiç  şüpheniz  olmasın.  Burada  batmayan  Violet Jessop’tan bahsettiğimizi unutmayın! Violet’in  burnu,  dalgalı  suyun  ancak  üstüne  çıkabiliyordu.  Gözlerini  açtığında, yanında   yüzen   bir   başka   cankurtaran   yeleğini   fark   etti.   Suyun   üzerinde kalabilmek için buna tutundu. Bundan sonra gördüğü ilk şey, yarılmış ve beyni dışarı  taşmış  bir  kafatasıydı.  Vücut  parçaları  ve  geminin  kalıntıları  etrafında yüzüyordu. Tüyler ürpertici bir görüntü.

Biraz  ötede, Brittanic’in  suyun  dibine  batışını  görebiliyordu.  Daha  bir  yaşında bile  olmayan  gemi,  elli  beş  dakikada  batmıştı.  1976  yılında  Jacques  Cousteau tarafından bulunana kadar gemiyi bir daha gören olmadı. Kısa  bir  süre  sonra, Brittanic’in  deniz  motorlarından  biri  Violet’i  kurtarmaya geldi.  Hasar  mı?  Violet’in  bacağında  derin  bir  yarık  vardı.  Yıllar  sonra  bir  diş röntgeni çektirdiğinde, kafatasının ciddi bir şekilde kırıldığı anlaşılacaktı ama o an bunu gösteren hiçbir işaret yoktu. Başkaları  onun  kadar  şanslı  değildi.  Sadece  yirmi  sekiz  kişi  ölmüş  olmasına
rağmen,  birçok  kişi  ciddi  yaralar  almış  hatta  kimileri  kollarını,  bacaklarını kaybetmişti. Neyse ki, Brittanic’te  o sırada hiç yaralı hasta yoktu. Aksi takdirde ölüm oranı Titanic’e eşdeğer olabilirdi.

Herhalde  Violet  elinde  diş  fırçasıyla  kurtarılan  tek Brittanic  yolcusuydu.  Gemi batmaya başladığında kamarasına gidip diş fırçasını alması gerektiğini, dört yıl önceki Titanic kazasından öğrenmişti. Savaştan  sonra,  kamarot  olarak  çalışmaya  devam  etti.  1950  yılında,  denizlerde geçirdiği  kırk  iki  yılın  ardından  emekli  oldu.  1971  Mayıs’ında  vefat  etti. Ölümünden  sonra,  1934  yılma  ait  el  yazmaları  yeğenleri  tarafından  bulundu. 1997  yılında  Titanic  Kazazedesi  adı  altında  yayınlandılar.  Bu  el  yazmaları olmasaydı, öyküsünün bütünüyle gün ışığına çıkması mümkün olmayacaktı.
işte hepsi bu. Violet Jessop sadece zamanının en büyük gemilerinde görev yapma ayrıcalığına   kavuşmamıştı;   aynı   zamanda   üç   bahtsız   kardeş   gemiden   de kurtulmuş tek kadın olma şerefine ulaşmıştı. Violet Jessop çok şanslı bir bayandı. Ama bu gemilerin diğer yolcuları için de bir lanetti. Benimle aynı gemide olduğunu bilsem herhalde rahat uyuyamazdım.

Related posts

yorumlar kapalı.
blog comments powered by Disqus